top of page

Türkiye Nereye Koşuyor?

Yazarın fotoğrafı: Merih Atak
Merih Atak
5 saat önce
4 dakikada okunur

07.10.2026

31 Mart 2024 yerel seçimlerinde 14 büyükşehir, 21 il belediyesi kazanan, bugün elinde 8 il ve büyükşehir belediyesi kalan CHP'den 35 ilçe belediyesi dahil belediye AK Parti'ye geçmiştir. Bugün İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay da geçiyor. Sandıkla alamadığını Belediye Başkanlarını satın alarak alan Erdoğan'ın dışında Kılıçdaroğlu'nun kayyum olarak atanmasıyla kurulan Özgür Özel'in lideri olduğu Yeni Parti'nin ise ilçelerle birlikte toplam 244 belediyesi vardır. AK Parti, tam bugünle de birlikte 36 il ve ilçenin belediyesini AK Parti'ye geçirmiş, toplam belediye sayısını ise il bazında 29'a yükseltmiştir.

Bu tablo nasıl bir tablodur peki? Merkez Sağ ve Aşırı Sağ'ı içine alan CHP, Sosyal Demokrat olan ya da Kemalist olanlarla mesafeli olarak oy tabanını genişlettiği yeni yolda beis görmeyen AK Partili olmak için belediye başkanlarıyla Keçiören'de bile ipi göğüslemişti. Her şey aslına rücu eder ve CHP'nin yani Türkiye'nin Sosyal Demokrat olan %21'lik kemik oyunun üzerine konulan Merkez Sağ ve Aşırı Sağ hareket ediyor doğal olarak. Erdoğan'ın aidiyetinin CHP'ye ait olmadığını bildiği ya da adli süreçlerle korkutup geçirttiği belediye başkanları bu anlamıyla satın da alınmıştır AK Parti.

Özgür Özel oy oranını bir cam tavana benzeterek kırma çabası 31 Mart 2024 seçimlerinde %38'e karşı AK Parti'nin %35 oyuyla gerçekleşse de Kayyum atamasıyla da parçalanan oy oranında birinciliği anketlere göre AK Parti'ye yeniden kaptırdı. %28'lere kadar gerileyen Erdoğan'ın AK Parti oyları anketlere göre yeniden toparlanmış, Erdoğan geçtiğimiz Pazar seçim olsa oy verecek olanların sayısı %42,1'le ve arada 1,2'lik farkla Özgür Özel'in önüne geçmiştir. Ancak oylar dağınıktır ve lider olarak %40,9'la ardından gelen Özgür Özel'in oyu, muhalefet cephesinin toplanmasıyla Kılıçdaroğlu'na 2,9 oy vereceğini söyleyen seçmenin Tuncer Bakırhan aday olsa %6,7 oy vereceğini söyleyen seçmenle birlikte oyu ve Dervişoğlu aday olduğunda oy vereceğini söyleyen %2 oy oranı toplandığında %52,5'u göğüsleyen Özgür Özel'in seçimi kazanması muhtemel görünmektedir.

Bu bir beka sorunu aynı zamanda ve tarihler 2028 seçimini gösterdiğinde bu kez de AK Parti'yi iktidara taşırsa seçmen, 2029'da geçmiş olsun diyeceğimiz bir yola giriyor Türkiye. Mekke İttifakı'nın İslam NATO'su olarak anılması ve pek çok İslam ülkesini içine alacak olması ve İslam Diktatörlüğü'nü İslam Ortaçağ'ı olarak yaratacak olması ilk elden bekleyeceğimiz durum. Bu yörüngesini şeriata çevirmiş bir Türkiye anlamını taşıyor. Nasıl böyle bir vehme kapılabiliyorum. Gayet basit: Ülkelerin ordularının entegre olmasının ardından devlet mekanizmalarının da entegerasyonun geleceğinin kaçınılmaz olacağı, NATO'nun ülkede Gladio'dan tutun da ticaret hacminin yükseltilmesi ve 1980 sonrası AB'ye üyelik gibi bir dizi hareket ve akabinde yasalarda uyumun gelmesini göz önüne alırsak, savunma anlaşmasının sadece savunma anlaşması olmayacağı, orduda birlik sinyalinin ülkeler arası bir İslam Birliği doğuracağı kesindir. Bu ise kabul edersiniz ki İslam Diktatörlüğü'dür. Özgür Özel'in AB açılımı seçimleri kazanacak mı göreceğiz. Ama iki dış ülkelerin biçimleneceği Türkiye rolünde, siyasi partilerin iradesi Batı Medeniyeti ile İslam Medeniyetlerinden birini seçme yönünde. Erdoğan'la gireceğimiz ufuk, kuruluş ilkelerine de aykırı. Şeriat yörüngesi, İslam rotası ve TRİÇ (Türkiye-Rusya-İran ve Çin) kulvarı yönünü Batı medeniyetine çeviren kuruluşundaki Türkiye'nin kulvar, rota ve yörüngesinden tamamen farklı. Bu açıdan Yeni Türkiye şiarı var.

İran'a diplomatik olarak da payanda olan ve İran devletinin çökmesi durumunda öngörülemez krizler olacağını söyleyen edimleriyle Türk Dış Politikası, ortak kader birliği de örmektedir politikalarıyla. Karşımıza Hizbullah'ın Suriye'den boşalan yerine finans desteğiyle Türkiye'nin oturması geliyor kuşkusuz. Hizbullah bu açıdan biraz da bizim örgütümüz. Ayrıca güvenlik mekanizması çerçevesinde eşgüdüm çabalarına da tanık olduğumuz geçtiğimiz ay Türkiye-İran İçişleri Bakanları'nın bir araya gelişi ve eş güdüm şiarları bizi askeri diktatörlüğe evrilen İran'ın güvenlik mekanizmasında yeni adımlara da neden olabileceğimiz sonucuna çıkarıyor. İran ve Türkiye'yi bağlayacak olan demiryoluyla da ticari ve yurttaşların birbirlerine olan ilgilerini pekiştirici davranışlar gözden kaçmıyor kuşkusuz.

Aynı durum Irak için de geçerli. Kalkınma Yolu projesiyle Irak'ın altyapısı için çalışan Türkiye, Tom Barrack'ın da bölgesel kilim desenine benzettiği ve kader birliği önerdiği Türkiye-Suriye-Irak birleşmesinin başlarındayız kuşkusuz ve Çin'in ilgi gösterdiği Irak'ın diğer paydaşı ise herkesin bildiği gibi Şii milislerin ve nüfusunun çokluğuyla İran.

Ne oluyor o zaman? Bahçeli'nin Lübnan ve Suriye birleşmesi için verdiği beyanatı da hesaba katacak olursak yeni Türkiye'nin Suriye-Lübnan-Irak topraklarına oturması kaçınılmaz. Bu haliyle Yavuz Sultan Selim Yayılmacılığı söz konusu olsa da (Hicaz Bölgesi eksik ve Filistin bir savaş cephesi olarak orda duruyor) bunu Türkiye'ye yedirip yedirmeyeceği Ortadoğu Devletleri'nin ve İsrail'in önemli soru olarak duruyor Türkiye'nin karşısında.

Mekke Paktı, bize bu lüksü sunacak kanısındaysa hükümet sanırım yanılıyor ya da bir paylaşım çoktan coğrafyada yapılmış durumda. Kısaca birlik sorunuz ve gürültüsüz coğrafyayı paylaşma emelleriyle 5 ülke arasında Asya ve alt koridorundaki Ortadoğu'da bir İslam Birliği ya da ülkelerin siyasal durumu düşünülünce bir İslam Diktatörlüğüne gitme niyetleriyle şekillenecek. Ortadoğu'nun uzantısı olarak da okunabilecek olan Türkiye-Irak-Lübnan-Suriye birleşmesi karşımıza artık yepyeni adıyla da bir ülke çıkarırken, Pakistan'a da Afganistan yem olarak veriliyor sanırız. Suudi Arabistan'ın ve içine Yunanistan-Kıbrıs sorunu bulunmasına rağmen saflara çekilmeye çalışılan Mısır'ın girişiyle, Filistin topraklarını itinayla paylaşacak olan ülkeler, İsrail'e fırtına koparacak. Hamas da sanırım bağımsız ülke olmak derdinde değil. İslam birliği altında yaşamak o derece yetiyor ki cihad söylemleri de bunu getiriyor. O halde Mısır'a, Türkiye'ye ve İran'a da peşkeş çekecek son kale Batı Şeria ve Gazze'yi paylaşacak bu yeni görünüm. Böylece fırtına olmuş olan İslam ülkeleri İsrail'in komşusu olacak. Suudi Arabistan ne alacak peki? Kuşkusuz birbirlerindeki üslerle girift olmuş cumhuriyet olmak yetecek onlara. Bu Asya ve Ortadoğu'ya dönük Sykes Picot Anlaşması aslında gözümüzün önünde cereyan ediyor. Kısaca İslam Bayrağı altında yaşamak isteyen ülkeler coğrafyanın sorununu biz çözelim derken aslında ülkeleri kendilerine dahil ederek bir birlik oluşturuyor., Ortadoğu'yu paylaşıyor .Bu durumda Arap olmasına rağmen Türk'ün, Arap olup Filistin dışı oyun alanı bırakılmayan belki Ürdün'ü alacak olan Mısır'ın, Hindistan'ı alt edecek ve Afganistan'ı alacak olan Pakistan'la yaşama şansı verilen ve Şiilerin yönetimini elinde bulunduran İran'ın moral gücü veren direnişi böyle ödüllendirilecek.

Bunlar olası görünüyor. Ancak Türkiye'nin adından laiklik ibaresine kadar Anayasa'daki tüm demokratik ve medeni yasaları da elinden alınacak. Hatta Halife gelecek. Bu zokayı da Ziya Gökalpizm'le aşacağız. determinizm ve Halifeliğin olduğu geçiş aşamasını.

Kısaca nereye gidiyor Türkiye ve sandığı parçalamak için yapılan ayak oyunlarıyla ayağına taş değse ortadan kaldıran Erdoğan'ın iddialı duruşu 2028 seçimlerinde engellenmezse 20 yıl sonra Türkiye diye bir şey olmayacak. Yepyeni bir Ortadoğu ülkesinin vatandaşları olacağız. Tabii Ortadoğu'yu dengede tutacak İsrail'in 2026 Şubat'ında Netenyahu tarafından Altılı İttifak olarak açıkladığı içine Türkiye'de gerilim de yaratacak olan Yunanistan ve Kıbrıs'ın da dahil olacağı İttifak gerçekleşmezse. Bu ittifak rafa kaldırılırsa dikensiz gül bahçesi olacak Ortadoğu ve Asya.

 
 
 

Son Yazılar

Hepsini Gör

Yorumlar


bottom of page